Реклама

SÖZLÜK YİNE SÖZLÜK

8 сообщений / 0 новых
Super Member
<a href="/ru/translator/kazakt%C3%BCrk" class="userpopupinfo username" rel="user1426792">KAZAKISTANBUL</a>
Регистрация: 07.07.2019
Pending moderation

Bu kez sözlükçülükten veya tarihî sözlüklerden bahsetmeyeceğim; sözlüğe bakmak gerektiğinden bahsedeceğim. Düşününüz, Türk bilimci (Türkolog) olan meslektaşlarım Türk ve Türkçe kelimelerini tartışıyorlar ama sözlüğe bakmıyorlar.

Türk bilimciler tabii ki sözlüğü de eleştirmek hakkına sahiptirler. Ama önce sözlükte ne yazıldığına bakmak gerekir.

Ölçünlü Türkiye Türkçesi için bakılması gereken ilk sözlük, Türk Dil Kurumu yayını olan Türkçe Sözlük'tür.

"Türkçe" sözü için Türkçe Sözlük'te iki anlam verilmiştir: 1. Genel Türk dili. 2. Türkiye Türkçesi.

Bunun anlamı şudur: Ölçünlü Türkiye Türkçesinde "Türkçe" sözünü sadece Türkiye Türkçesi için kullandığımız gibi Türk lehçeleri için de kullanmaktayız. Nitekim aynı sözlükte Kazakça, "Kazak Türkçesi", Özbekçe, "Özbek Türkçesi" olarak açıklanmıştır.

Konuyu daha açık hâle getirmek için aynı sözlükten "Türk" sözüne de bakalım.

"Türk" sözüne de iki anlam verilmiştir: 1. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse. 2. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse.

Görüldüğü üzere "Türk" sözünde de durum aynıdır. Kelimeyi sadece Türkiye Türkleri için kullandığımız gibi Türk Dünyası'ndaki bütün Türkler için de kullanmaktayız.

Peki, Türkçe Sözlük, Cumhuriyet döneminin ideolojisini yansıttığı için anlamları böyle vermiş olabilir mi? Bunu öğrenmenin yolu, Cumhuriyet'ten önceki bir sözlüğe bakmaktır. O zaman Şemseddin Sami'nin 1900 yılında basılmış olan Kamûs-ı Türkî adlı sözlüğüne bakalım. Orada "Türk" maddesi şöyle açıklanıyor:

"Esasen Asya kıt'asının şimâl-i garbî cihetinde münteşir bir büyük ümmet ki oradan tevârîh-i muhtelifede cihangirlikle ve kişver-küşâlıkla cenup ve garba doğru yayılarak Avrupa'nın dahi şark-ı cenûbî cihetlerine sokulmuşlardır. Şu'ubât-ı muhtelifeye münkasım olup, kable'l-islâm Uygur ve el-yevm Çağatay ve Osmanlı şubeleri lisân-ı edebîye nail olmuşlardır."

Açıklamadaki "ümmet" sözü "millet" anlamındadır. Demek ki 1900'de de Türk deyince bütün dünya Türkleri anlaşılıyormuş. Yani Türk kelimesinin bu geniş anlamı, Cumhuriyet döneminin bir yönlendirmesi değilmiş. Demek ki biz Osmanlı ve Türkiye Türkleri, Türk sözünü tabii bir şekilde "genel Türk" anlamında kullanıyormuşuz.

Peki, "Türkçe" sözünün dar anlamı Cumhuriyet'ten önce var mı? Bunun için en kesin belge 1876 anayasasıdır. 18. maddede şöyle deniyor: "Tebaa-yı Osmâniyenin, hizmet-i devletde istihdam olunmak için devletin lisân-ı resmîsi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır."

Demek ki dar anlam için de Cumhuriyet'in yönlendirmesi söz konusu değilmiş.

Ya diğer Türklerin sözlüklerinde durum ne? "Türk" ve "Türkçe" sözleri onlarda genellikle dar anlamdadır yani Türkiye Türklerine hasredilmiştir. Ancak bu, Sovyet döneminde ortaya çıkan bir durumdur. Daha önce hep Türk tili (dili), Türkçe, Türkî (bu da Türkçe demek) kelimelerini kullanmışlardır. Azerbaycan'da Hasan Bey Zerdabi, Feridun Bey Köçerli, Abbas Sıhhat, Üzeyr Hacıbeyli; Hokant Hanlığı'nda Ömer Han, Özbekistan'da Fıtrat hep Türk dili / tili, Türkçe, Türkî (Türkçe) kelimelerini kullanmışlardır. Bunlarla ve daha fazlasıyla ilgili örnekler, Makaleler kitabımdaki "Dilimizin Adı" yazısında vardır.

Sovyetler döneminde bu kullanımlara son verilmiş ve yeni dil adları ortaya çıkarılmıştır. Mesela Özbek bilim adamı Fıtrat, 1919'daki bir yazısında Türkçe terimini kullanırken 1927'de Özbek tili terimini kullanır.

Türk dili için Rusçada da tek bir kelime vardı: Turetskiy. Bu kelime Türkiye Türkçesiyle birlikte bütün Türk lehçelerini ifade ediyordu. Daha sonra bu kelimeyi Türkiye Türkçesi'ne ayırdılar ve genel Türk dilini anlatmak için Tyurkskiy terimini çıkardılar. Türk lehçelerinde de Tyurkskiy için Türki kelimesini icat ettiler.

Peki, şimdi biz ne yapacağız? Kendi dilimizdeki tabii kullanımları mı devam ettireceğiz yoksa Sovyet idaresinde yaşamadığımız hâlde o idarede ortaya çıkarılan terimleri mi kullanacağız?

Ahmet B. Ercilasun

Super Member
<a href="/ru/translator/kazakt%C3%BCrk" class="userpopupinfo username" rel="user1426792">KAZAKISTANBUL</a>
Регистрация: 07.07.2019

Bu makâlenin İngilizce tercümesini yapabilecek arkadaşımıza şimdiden teşekkürler 🙏

Super Member
<a href="/ru/translator/kazakt%C3%BCrk" class="userpopupinfo username" rel="user1426792">KAZAKISTANBUL</a>
Регистрация: 07.07.2019

Her bir dilin lehçeleri o dilin adı altında yayımlanıyorken Türk dilinin farklı lehçelerinin farklı diller olarak adlandırılarak birbirlerinden koparılması kabul edilebilir mi?

Merdümgiriz ✨
<a href="/ru/translator/esraa" class="userpopupinfo username" rel="user1255660">esraa.</a>
Регистрация: 10.08.2015

Bunun cevabını bulmak için tarihimizi iyi bilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu hoca bunu çok iyi anlatmış, 35. dakikadan 40. dakikaya kadar izlemeni tavsiye ederim.

https://youtu.be/QtJhWG9RYjw?list=PL5kIOunpmSBO4724C3jgKEJy21u2Xxya3

Super Member
<a href="/ru/translator/kazakt%C3%BCrk" class="userpopupinfo username" rel="user1426792">KAZAKISTANBUL</a>
Регистрация: 07.07.2019

Sağolunuz. Çok güzel açıklamış hocamız. Ortak Türk alfabesi şart!

Merdümgiriz ✨
<a href="/ru/translator/esraa" class="userpopupinfo username" rel="user1255660">esraa.</a>
Регистрация: 10.08.2015

Rica ederim. Ortak alfabe ve dilden yabancı kelimelerin çıkarılması lazım. Türkistan coğrafyası Ruslardan ve biz Anadolu'da kalan Türkler de maalesef Araplardan çok etkilenmişiz. Bundan 50 yıl önceki Türk metinlerini, şiirlerini okuyunca hiçbir şey anlamıyoruz yeni nesil olarak.

Super Member
<a href="/ru/translator/kazakt%C3%BCrk" class="userpopupinfo username" rel="user1426792">KAZAKISTANBUL</a>
Регистрация: 07.07.2019

Geçen haftaki yazımda 1876 anayasasını ve 1900 tarihli Kamûs-ı Türkî'yi tanık göstererek Türk ve Türkçe sözlerinin dar ve geniş olmak üzere iki anlam taşıdığını, iki anlamlılığın Cumhuriyet döneminin bir yönlendirmesi olmadığını belirtmiştim.

Doğru bilgiye ulaşmak ve doğru bilgiyi yaymaya çalışmak bilim adamlarının sorumluluğudur. Bir sorumluluk, hatta bir gereklilik de bilim yöntemlerine uymaktır. Bilim yöntemlerinden biri de kanıt göstermektir. 1900 yılında, yani Osmanlı döneminde yazılmış bir sözlük, Türk sözünü, "bütün dünya Türkleri" anlamında veriyorsa bu, geniş anlamın Cumhuriyet döneminde ortaya çıkmadığının kanıtıdır. Bilim adamları, sosyal medyada da bilimin gerektirdiği sorumluluğa uymak zorundadırlar.

Türk ve Türkçe sözlerine İkinci Meşrutiyet ve özellikle Cumhuriyet dönemlerinde daha çok vurgu yapıldığı doğrudur. Ancak bu durum, kavramların tarihîliğini ve Cumhuriyet'ten önceki anlamlarını ortadan kaldırmaz. Türk sözünün anlamları hakkında daha geniş bilgi için misak.millidusunce.com sitesindeki "Türk Sözündeki Çok Anlamlılık" başlıklı yazıma bakılabilir.

Geçen haftaki yazımı bir soruyla bitirmiştim. Türk Dünyası'ndaki Türklerin, Türk ve Türkçe sözlerini, Sovyet dönemindeki dil politikalarının sonucu olarak sadece Türkiye için kullandıklarını belirtmiş ve sormuştum:

Peki, şimdi biz ne yapacağız? Kendi dilimizdeki tabii kullanımları mı devam ettireceğiz yoksa Sovyet idaresinde yaşamadığımız hâlde o idarede ortaya çıkarılan terimleri mi kullanacağız?

Sorudaki "biz" kelimesi, Türkiye Türklerini, aydınlarını, özellikle Türk bilimcilerini ifade ediyor. Sorunun içinde cevabın da var olduğunu biliyorum. Elbette biz, Türkiye'deki tabii kullanıma devam edeceğiz. Sovyet egemenliği döneminde Moskova tarafından yürütülen dil politikalarına bizim de uymamız beklenmemelidir. Türkiye Türkleri olarak biz, Sovyet hâkimiyetinde yaşamadık ki o hâkimiyetin yürüttüğü dil politikalarına uyalım.

Evet ama Türk Dünyası'nın da bir gerçeği var. Onlar Türk ve Türkçe sözlerini sadece Türkiye Türkleri için kullanıyorlar. Sözlüklerinde de öyle yazıyor. Çocukluklarından beri de öyle öğrendiler. Bu bilgilerine göre bir Özbek, Kazak veya Tatar'a "Sen Türk'sün." dediğimiz zaman itiraz ediyorlar; "Hayır ben Türk değilim; Özbek'im, Kazak'ım, Tatar'ım." diyorlar.

Hiç şüphesiz, haklıdırlar; çünkü Türk ve Türkçe sözleri onların bugünkü dillerinde "Türkiye Türk'ü, Türkiye Türkçesi" anlamlarını taşıyor. Pek çoğu da bu anlamların Sovyet dil politikasının bir sonucu olduğunu bilmiyor. Bilenler varsa bile bu bilgi zihinlerinde pek belirgin değil.

Bu durumda tutumumuz ne olmalı? Üç tutum söz konusu olabilir.

1."Madem öyle, biz de size saygı gösterelim, sizi üzmeyelim ve Türkiye'de de size Türk, dilinize Türkçe demeyelim." Bir tutum, böyle olabilir. Bu takdirde biz de, Sovyet yönlendirmesini bildiğimiz hâlde onların dil politikasını kabul etmiş, o politikaya teslim olmuş oluruz.

2. Bir yaklaşım da şöyle olabilir: "Hayır, siz Türk'sünüz, diliniz de Türkçe'dir." diye ısrar etmek. Hatta daha ileri gidip "Siz Sovyet adamı olmuşsunuz, Türklüğünüzü kaybetmişsiniz." gibi suçlamalarda bulunmak; baskıcı ve dayatmacı bir tutum sergilemek. Böyle bir tutum netice alıcı olmayacağı gibi kardeşlerimizi bizden daha da uzaklaştırır.

3. Karşı tarafın durumunu, sözlüğünde yazılanları bilerek, yumuşak ve mantıklı bir şekilde tarihî durumu deliller göstererek anlatmak; daha önceden onların da Türk ve Türkçe / Türk dili sözlerini geniş anlamda kullandıklarının tanıklarını göstermek; Türk ve Türkçe sözlerinin Türkiye'de eskiden beri dar ve geniş anlamda kullanıldığını yine tanıklarla anlatmak; Özbek Türkçesi, Kazak Türkçesi derken Türkçe sözünü geniş anlamda kullandığımızı, yani o lehçelerin Türkiye Türkçesinin değil, genel Türk dilinin kolu olduğunu kastettiğimizi, bu anlamda Türkiye Türkçesi terimini de kullandığımızı belirtmek.

Sonuncu tutum elbette sabır ve zaman isteyen bir iştir. Ama kendilerine Türkçü / milliyetçi diyenler gerçekten bir ülküye inanıyorlarsa, ülkülerin de öyle kolayca ve çabucak ulaşılacak hedefler olmadığını bilmelidirler. Tarihin gidişini sabırlı, planlı, bilgili, donanımlı ülkücüler belirler.

Ahmet B. Ercilasun

Super Member
<a href="/ru/translator/kazakt%C3%BCrk" class="userpopupinfo username" rel="user1426792">KAZAKISTANBUL</a>
Регистрация: 07.07.2019

Türkçüler, Türk deyince sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını düşünmez. Dünyanın neresinde olursa olsun Türk soyundan olan veya Türk dilinin kollarından biriyle konuşan bütün insanları Türk olarak düşünürler. Bu düşünüş tarzı, Türkçüleri ister istemez Turancı yapar.Türkçüler, kendileriyle aynı soydan olan, kendileriyle aynı dili konuşan bütün Türklerin iyiliğini isterler. Dünyanın neresinde olursa olsun hiçbir Türk'ün zarar görmesini, sıkıntı çekmesini istemezler. Tutsak olan, vatanlarından uzakta bulunan, işkence ve zulüm altında ıstırap çeken Türkler için üzülürler. Türkçüler, tutsak Türklerin bağımsız ve müreffeh olmasını isterler. Bu, Turancılığın birinci basamağıdır.Bütün Türklerin birlik olması da Türkçülerin istekleri arasındadır. Birlikten kuvvet doğduğuna inanırlar. Dünyanın, başta komşu ülkeler olmak üzere diğer ülkelerin ve Türk devletlerinin şartlarını dikkate alarak nasıl bir birliğe doğru gideceklerini düşünürler. İktisadi ilişkiler, kültürel ilişkiler, eğitim ilişkileri… Şartlara göre hangi yolun daha güvenli, daha sağlam ve daha fazla sonuç alıcı olduğunu hesap ederler; adımlarını ona göre atarlar. Son hedef, bütün Türklerin aynı siyasi çatı altında toplanmasıdır. Bu da Turancılığın ikinci basamağıdır.Turan kurulunca iş bitmez. Siyasi birliğin yani Turan'ın sürekliliğini sağlamak da gerekir. Bunun için bütün Türklerin her bakımdan güçlü olmaları şarttır. Önce manevi güç. Her Türk, Turan denilen mutlu geleceğe ve bunun sürekli olacağına inanmalıdır. Bu inancı ruhlarında hissetmeli ve bu imanla çalışıp yükselmelidirler. Atatürk'ün "Türk, öğün, çalış, güven!" sözünün anlamı budur. Türkler yaratılışları ve tarihleriyle övünecekler, kendilerine güvenecekler ve bu güvenle çalışacaklardır. Manevi güç, işte bu azim ve inançtır.

Ruhlardaki manevi güçten sonra donanım gelir. Her Türk, bilgi ve kültürle kendini donatacaktır, donatmalıdır. Bilgi ve kültür olmadan hiçbir şey olmaz. Kişiler, ancak bilgi ve kültürle manevi bir varlık hâline gelirler, insan olurlar.Bilgili ve kültürlü Türk ne kadar çok olursa bilim ihtiyacı da o kadar derinden hissedilir. Bağımsız Türk devletlerinin yükselmesi için de, birleşebilmeleri için de, Türk birliğinin sürekliliğinin sağlanması için de bilim şarttır. Bilimde birinci olan ülke dünyayı yönetme hakkına sahip olur. Her Türk'ün tek tek bilgi ve kültürle donanması, Turan ülkesinin de bilimde öncü olması, bu sayede Turan'ın sürekliliğinin sağlanması da Turancılığın üçüncü basamağıdır.Bilgi ve bilimde yükselmenin sonu yoktur. Bilimdeki gelişmeler kıyamete kadar devam edecektir. Türkçülerin hedefi, bilimdeki gelişmelerde öncü olmak, böylece Turan'ın kalkınmış ve müreffeh bir ülke olmasını sağlamaktır.Turan bir cennet olmalıdır. Turan'da yaşayan hiçbir insan yoksul olmamalıdır. Turan'ın, yoksulu kalmamış varlıklı Türkleri en iyi ve güzel hayat şartlarında yaşamalıdırlar. Turan'ın ormanları, yaylaları, dağlarının karlı yamaçları, dereleri, gölleri, mavi denizlerinin kumsalları cennetten köşeler olmalıdır. Türkler, bu cennet köşelerinde yüksek kültür ve sanat ürünleriyle yaşamalı, eğlenmeli, hep birlikte şarkılarını, türkülerini söylemelidirler.Turan'ın müzeleri, Turan'ın üç boyutlu film ve dizileri, Turan'ın resim ve heykelleri, Turan'ın opera ve senfonileri, Turan'ın şiir, roman ve destanları yalnız Türklerin değil bütün insanların ruhlarını coşturmalıdır. Bu bir kızıl elmadır ve tarih boyunca Türkler, büyük oldukları zaman kızıl elmanın peşinde koşmuşlardır. Turan'ın üçüncü basamağına Türk'ün kızıl elması da diyebiliriz. Bütün insanların sevinç ve mutluluk içinde yaşayacağı bir cennet.

Bazı okuyucuların, Türkiye bu durumdayken bunları nasıl hayal edebiliriz, diye sorduklarını hisseder gibiyim. Dünyanın asla yerinde durmadığını, 1989'da Berlin duvarının yıkıldığını, Doğu Bloku ülkelerinin Moskova'dan koptuklarını, Sovyetlerden yirmi, Yugoslavya'dan sekiz, Çekoslovakya'dan iki ülke çıktığını, Sovyetlerden çıkan beş ülkenin Türk cumhuriyetleri olduğunu, iki Almanya'nın birleştiğini ve bütün bunların son otuz yıl içinde gerçekleştiğini unutmayalım. Dünya değişiyor, biz niye değişmeyelim?Değişmeyi olumluya yönlendirmek bizim elimizdedir. Gelişmek için de inanmak ve hayal etmek şarttır.  

Kaynak Yeniçağ: Türkçüler Turancıdır - Ahmet B. ERCİLASUN

Добавить комментарий